28 Ağustos 2012 Salı

Accık acı bana ki, besleneyim...


''İnsan'' kaynaklı acındırma duygusunun ve tavrının ardında saklı olan şey aslında apaçık ''muhtaciyet'' ve ''suçlama''dır. Doğal hayat içinde, evrensel kaidelerle uyum halinde yaşayan diğer canlı türlerinde bunu göremezsiniz çünkü böyle birşeye ihtiyaçları yoktur. Birileri ''av'', diğerleri de ''avcı'' olacaktır daima, doğal döngü için bu şarttır, kimse kimseyi suçlamaz, kendini acındırmaya çalışmaz, sistem aynen devam eder. ''İnsan'' ise; şu ya da bu sebeple kendini acındırarak aslında bir ''suçluluk'' hissi yaratma ve bunun sonuçlarından beslenme ihtiyacını ortaya koyar. ''Bak, benim yoksulluğumun, çektiğim acıların, başarısızlığımın, yalnızlığımın, mutsuzluğumun, hastalığımın, dengesizliğimin, bu boktan hayatımın vs. vs. tek sebebi ve sorumlusu sensin, bütün bunlara sen sebep oldun, görüyorsun değil mi?!!'' kolaycılığı çok yaygındır. Bu tip insanlar, karşı tarafta yarattıkları derin suçluluk duygusundan beslenir ve beslendikçe de bu halkayı giderek genişletirler (bu acındırma taktiklerini en sık kullananların, genellikle en yakınımızdaki kişiler olduğunu söylememe lüzûm var mı, aile, yakın akraba, ebeveynler, çocuklar, eşler, sevgililer, samimî arkadaşlar falan, köşebaşında avuç açan dilenciden daha fazla zaafiyetimiz vardır çünkü yakınımızdaki bütün bu insanlara, onlar da bu zaafiyeti beceriyle kullanır, tabii biz buna izin verir ve göz yumarsak)... 

Hâlbûki; bu çok tipik bir ''enerji vampirliği'' türüdür, temel gayesi bu şekilde yaratılan derin suçluluk hissinden beslenmek ve kendi kurban psikolojisini, mağdur bilincini yani ''öz inancını'' desteklemektir. Hayatlarımızda olan-biten herşey içinde şahsî sorumluluğumuz vardır, bu öyle tek hareketle başkalarına yıkılabilecek birşey de değildir, olamaz. Bunun farkında OLduğumuzda; içinde bulunduğumuz durumdan ötürü kimseye kendimizi acındırma ihtiyacını zaten hissetmeyiz, OLanı OLduğu şekli ile kabûl eder ve sorumluluğunu da paşa paşa üstleniriz. ''Senin yüzünden, onun yüzünden, şunun yüzünden, bunun yüzünden...'' gibi ucu-sonu gelmeyecek geri yansıtmalara bel bağlamayız, böyle bir ihtiyacımız olmaz çünkü... Biliriz ki; her ne yaptıysak bizzat kendimiz ve kendimize yaptık, her ne OLduysa OLmasında bizim de payımız var, biz izin verdik, sustuk, kişisel çıkarlarımız adına görmezden geldik, gûya katlandık, aklımızca vaziyeti idare ettik, es geçtik, korktuk, kaçtık, saklandık, erteledik, üşendik, kendimizi kandırdık, oyaladık, egomuzu doyurduk, dayattık, zorladık, inatlaştık, bahaneler bulduk, sîneye çektik, hakikâti inkâr ettik, ''-mış gibi yaptık'' falan-filan yani, bu durumda başkaları bizi ilgilendirmez. Niye ilgilendirsin ki zaten biz bütün bu sorumlulukları dürüstçe kabûl edersek, edebilirsek? Acındırma yolu ile üzerimizde yaratılmak istenen o suçluluk duygusunu derhal giyinerek, çok değerli OLan hayat enerjimizin tüketilmesine müsaade etmemenin yegâne yolu ise bu ''acındırma draması''nın farkında OLmaktır. 

Hepimiz kendi karakterlerimizin, seçimlerimizin ve niyetlerimizin neticelerini ihtiva eden hayatlar yaşıyoruz, mevcut hayatlarımız birebir bizi yansıtmakta OLan aynalar, şikayete, acındırma taktiklerine, benzer duygusal enerji kaçaklarına falan hiç lüzûm yok yani, bunu bilen için gerisi hikâye. Bu sebepten; her nevî insanî acındırma gayretinin perde arkasında, aslında şiddetli bir karşı suçlama/geri yansıtma ve sorumluluk devri kolaycılığı olduğunu görebilmek gerek ( ki; bu da temelde ''acizlik'' ve ''muhtaciyet''in yansımasıdır zaten), tabii duygularınızın ve hayat enerjinizin başkaları tarafından bozuk para gibi harcanmasını, kullanılmasını istemiyorsanız... Aksi durumda zaten söylenecek birşey yoktur, aynı şeyleri aynı şekilde sürgit yaşamaya devam edersiniz, hayatınız bir ''tekrarlar toplamı''ndan ibaret kalır. Bu gezegenden ayrılma zamanı geldiğinde de avuçlarınızda o bir türlü temizleyemediğiniz suçluluk duygusu, bolca küskünlük ve bakî mutsuzluk bulunur sadece, artık boş olan bedeninizi yerine yerleştirdiklerinde onlar da uçup gider zaten, geriye hiçbir şey kalmaz. Eh, bu defa olmadı, kısmetse artık bir sonraki sefere inşallah, ne yapalım?:) Farkındalıklarınız bol OLsun...

Fikir desteği: İnsanlar bazen kendi başlarına gelen olayların sebebinin bir başkası tarafından oluşturulduğu varsayımına inanır.
Ve genelde bu olayların sorumlusu olduğunu düşündüğü kişiye karşı; yaşadığı tüm kötü olayların ve anormalliklerin devam etmesinin sebebinin o olduğuna dair baskı uygular.

Bu baskı ve suçlanma karşısında diğer insan da dramanın içine dahil olur,acındırma draması burada başlar ,suçlanan kişi tüm enerjisi tükeninceye kadar karşı tarafı beslemeye devam eder ve suçluluk duygusundan kurtulmak için tüm enerjisini harcar. 

(Değerli Altuğ Şendil'e ''Acındırma Draması'' paragrafı için teşekkür ve sevgiyle...)

Ek ve de dip: Bu yazının tüm yayın hakları yazarına, yani bana aittir. Altında başkasının imzasıyla ve kaynak gösterilmeden kullanıldığını görürsem acımam haa, ona göre :)  Ne demişler; ''intihâl  yapma ne olur, çalış senin de OLur''... :))))

2 yorum:

utopian dedi ki...

çok ilginç bir yazı.. gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir yazı..

Handan Demiralp dedi ki...

Blogunuza ulaşmaya çalıştım ama aktif değil sanırım. Yazımda bahsettiğim şeyler aslında yeni kavramlar değil, ''acındırma draması'' özgelişim derslerinin bir parçasıdır ve bunu tanımak,farkında olabilmek için insanlara öğretilir. İlginize teşekkür ederim, sağolun...