10 Haziran 2012 Pazar

Konu başlıklarına göre...

 
-Ezberbozan'ı artık evin içine aldık ya; orada yapılan çalışmaların mekânın genel enerjisine etkilerini de yakından gözlüyoruz elbette. Dün trafik hayli yoğundu meselâ; zira geçen Şubat ayından bu yana birlikte çalıştığımız büyük hocamız burada ve bir değil, birkaç farklı çalışma gerçekleşti Ezberbozan'da. Bu sabah atölye odasına girdiğimde hafifçe esen rüzgâr benim ''gül reçeli rengi'' dediğim ve pek sevdiğim perdeleri kıpırdatıyordu, havada dün yanan Hint tütsülerinin, mumların, yağ kandillerinin kokusu asılıydı, biraz elma-tarçın, fazlaca sedir ve en çok da huzur... Ellerimi birleştirerek selâmladım küçük ruh atölyemi, bana kattığı, eklediği herşey için teşekkür ettim ona, daima namaste:)

- Büyük hocamın evime/atölyeme armağan getirdiği çok özel tablonun yüksek enerjisi dolaşıyor mekânda, o kadar güzel ki gidip-gelip ona bakıyorum. Artık kutsal Serafim Melekleri'nin koruyucu enerjisi de bizimle:) Bunun için de sonsuz şükranlar elbette...

- Dün mekânımda eril ve dişil enerjilerin geçit resmi vardı sanki. Bir kalabalık ama, yormayan, hırpalamayan cinsten, sessiz, sakin ve derinden... İki çelik mavisi gözlü adamı ağırladık sözgelimi, biri sevgili yol arkadaşımın yakışıklı Alaska malamutu köpek oğlan Buck'tı, kader yoldaşlığı ettiği köpek kız Fadik'le eski günleri yâdettiler, birlikte ne güzeldiler:) Ve elbette biz, hepimiz, aynı büyük ''yol''un birbirinden farklı yolcuları yani, iyi ki varız, biliyoruz ki hayata ve sonrasına  lâzımız...

- Sevgili anneciğim de dün teferruatlı bir spiritüel enerji çalışmasını tecrübe etti, kendini enerjinin akışına teslim ederek ağrılarının şifalanmasına niyet etti, ilk kez hocamla birlikte çalıştım annem üzerinde, onun ve bütünün en yüksek hayrı için OLsun dedik ve öyledir. O yaşta ezberlerini bozmaya cesaret eden anacığıma da şükran:)

- Teee 2009 senesinin yaz ortasında, tepemi attıran bir hadise üzerine o zamanki evimin mutfak bankosu üzerinde, bir torbada duran birkaç kiraz domatesi alıp torbasıyla beraber duvara fırlatmış ve çıkıp gitmiştim. Bir zaman sonra, sakinleşip mutfağa döndüğümde torbayı yerden alıp açmış ve kiraz domatesleri bir tabağa yerleştirerek onlardan özür dilemiştim. Hâttâ bunun üzerine bir de yazı yazmıştım. Bu bütünüyle duvara fırlattığım domatesler ve benim aramda olan birşeydi ve çok da önemli değildi, lâkin bu yazıya birileri tarafından bırakılan yorumlar duruma kendi içinde tuhaf bir önem atfetti? Haa, bugün olsa o domatesleri alıp duvara fırlatmam elbette, öfkemi çıkış noktasında yakalayıp domateslere yansımadan bir şekilde içimden çıkarmanın yolunu bulabilirim zira aradan geçen zamanda bunu öğrendim. O çok kişisel bir deneyimdi, daha doğrusu ben öyle zannediyordum ama, şunu anladım ki yazar tamamen ''ol''anı ve ''ol''andan çıkardığı ''durum''u ifade eden bir yazı yazmış olsa bile, okuyan bunu bütünüyle kendi yaraları açısından yorumlayabiliyor/muş... Bütün bu üzerine alınmalar, savunmaya geçip saldırmalar, kendince dalga geçmeler, alay etmeler, hâttâ bazen daha da öteye geçip hakaret yağdırmalar falan, aslında o kadar da şaşılacak şeyler değilmiş. Ve bunca öğretiden sonra, bunun hakikatte gayet ciddî bir gösterge olduğunu da artık biliyorum elbette. Başka türlü insan ya da insanlar, böyle bir yazıyı okuyup ''hah işte, bunu bize kasıtla yazmış, tiz haddini bildirelim, ağzının payını+cevabını verelim de rahatlayalım!'' tavrı içinde olmaz, olamaz. Okur geçer, bir noktada takılıp kalmaz, yazıda bahsedilen fizikî ''ezikliği'' de öyle pat diye üzerine alınıp ağzı-dili olmayan sessiz domateslerin yerine derhal kendisini koymaz herhalde?.. Burada bir sendrom, derinde duran, üzeri örtülü bir yara vardır, bir eksiklik, bir tamamlanmamışlık ve beraberinde de korku tabii, bir nevî ''ham''lık yani, sınavda çalışmadığı yerden soru gelen öğrenci gibi. Öyle olmasa, tepem atıp bizzat duvara fırlattığım üç-beş domatesin hikâyesi üzerinden bu tarz tuhaf savunma mekanizmaları işletilmezdi, birlik-beraberlik-güç-kuvvet-kenetlenme vs. iyi güzel de, bütün bunlardan bana ne ki? ''bu konudada takibinizi sağlayan arkadaşlarıma gerekli bildirimde bulunuyor olucam. sewgiler sunmanızıda çok tercih etmiyorum ayrıca'' nasıl bir üslûptur, nasıl bir dildir, alfabedir, imlâdır Allah aşkına??? ''Takibinizi sağlayan arkadaşlarım'' ? Nasıl yani? Hööö?.. Tanımam-etmem ben bunları döşenen insanları, verdikleri isimler de umumiyetle sahtedir zaten, meselenin öte boyutları kendilerini ve algılama seviyelerini bağlar, beni değil. Ben öfkelendim, öfkemi de o sırada elimin altında duran bir torba domatese yükledim, bu gayet basit ve çok da ilkel bir insanî vaziyetti, o kadar:) Hoş, elimde daha buna benzemez nice örnek de mevcuttur, blog arşivimde saklar, arada bakıp gülümserim. ''Makyajsız halinle aynen cadıya benziyorsun, çirkin ördek!..'' diyenler mi ararsın, takma ve çakma isimlerle gûya kendine gizemler yükleyip hiç alâkasız bağlantılardan taaruza geçenler mi ? Aralarında medyum geçinen kimi zavallı meczuplar bile var, hani anlatsam inanmazsınız cinsinden:) Ne diyelim, hepsinin canı sağolsun, nasılsa ne yazarsam yazayım sadece anlayabildikleri kadarım, çatlasam da  öteye geçemem. Artık farkındayım ki; sen ne gaye ile yazarsan yaz, okuyanın bir kısmı bunu kendi yarasına, hassas düğmesine dokunma olarak algılayacak ve savunma mekanizmasını harekete geçirecek, tamamen üzerine alınıp (?) sana hiç alâkasız döşenecek, ilkten şaşıracaksın, anlam veremeyeceksin ama daha sonra bu göstergenin altını kitap gibi okuyabileceksin tabii, öyle ya da böyle bir fayda çıkacak yani bu durumdan, zaten mühim olan da bu değil mi? Bütün bu olan-bitene, bir kaşık suda yaratılan eziklik fırtınalarına da teşekkür o halde, domateslerle birlikte ve kesinlikle ''v'' harfi yerine ''w'' ile:)

- Şimdiden haber edeyim; sonbahar başlangıcında, çılgın tatilci kalabalık ortalıktan çekildiğinde yani, Ezberbozan Atölye ve eğitmenleri Alaçatı'da, çok hoş bir mekânda, özel bir spiritüel kampta katılımcılarla biraraya gelecek. Bu çalışma daha evvel Kazdağları için plânlanmıştı ancak o bölge biraz uçmuş vaziyette, mekânlardan aldığımız fiyatlara bakılırsa böyle bir çalışmayı o tarafta gerçekleştirmek hayli maliyetli, ulaşım şartları da cabası. Buradan hareketle; İzmir'e daha yakın, ulaşımı çok daha kolay ve maliyet açısından da çok daha müsait bir yere, Alaçatı'ya uyarladık projemizi. Çılgın kalabalıktan uzakta iç sesini dinlemeyi ve ruhu üzerinde çalışmayı, bunun yanında doğayla içiçe, denizle yanyana keyifli, dolu dolu bir üç gün geçirmeyi isteyen katılımcıları bilâhare kamp programı hakkında bilgilendireceğiz. Çalışmalarımız/görüşmelerimiz sürüyor, meraklısına duyurulur:)

- Ozon hikâyesi gene sona ve dona kaldı gibi ama; bu sadece ''şimdilik'' kaydıyladır. Atlamış değilim, anlatacağım:) Konuya giriş mahiyetinde şu linki vereyim ve işime-gücüme döneyim müsaadenizle, haydi iyi Pazarlar OLsun herkese:)


İnsan mükemmel doğmaz. O tamamlanmadan doğar. O bir süreç olarak doğar. O kutsal bir yolculuk olarak yolun üzerinde doğar. Onun kederi budur ve onun sonsuz mutluluğu da budur; kederlidir çünkü o dinlenemez, o ilerlemek zorundadır, o her zaman ileri gitmek zorundadır. O aramak ve araştırmak ve keşfetmek zorundadır; o bir şey olmak zorundadır çünkü onun varlığı sadece bir şey olma aracılığıyla yükselir... (OSHO)



2 yorum:

write to me often dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş yine. Ellerinize ve o güzel kalbinize sağlık.

Sevgi ve birlikle,

Handan Demiralp dedi ki...

Sonsuz teşekkürle ve daima öyle:) Kucaklıyorum...