2 Eylül 2012 Pazar

Siz uyuduktan sonra...

Dün gece geç vakitte, filmi tamamladıktan sonra bahçemdeki taş basamaklara oturup bir müddet derin sessizliği dinledim. O derin sessizliğin içinde aslında ne çok ses saklı olduğunu düşündüm, görünen sessizlikti, evet ama ya altındaki? Beni düşündüren filmleri, kitapları, her nevî sanat eserini bilhassa severim, ''Mientras Duermes'' yani  ''Ölüm Uykusu'' da öyleydi. İspanyolca anlamı kısaca ''uyurken''dir ''mientras duermes''in, ama herhalde daha afili olsun diye Türkçe çevirisini ''Ölüm Uykusu'' şeklinde yapmışlar, o da olabilir, zira uyuyor anafikre. Bir kere; dünya üzerinde en sevdiğim kentlerden birinde, Barcelona'da, defalarca boydan boya yürüdüğüm ''Gran Via'' üzerindeki eski bir apartmanda geçiyor. Ardından, favori filmlerim arasında daima üst sırada oturacak olan ''Te doy mis Ojos/Gözlerimi de Al''da başrolde oynayan ve oradaki problem yumağı zavallı-korkunç koca Antonio rolü ile milleti temelinden sarsan muhteşem İspanyol Luis Tosar bu filmde de başrolde. Bu kez bir ''örtülü psikopat'', görünüşte kimsenin fazla dikkatini çekmeden kendi halinde yaşayan apartman görevlisi Cesar olarak görüyoruz onu. Yönetmen 1968 doğumlu Jaume Balaguerò. 2011 yılı ve haliyle İspanyol yapımı genç bir film. Ve kesinlikle izlenmeli, benden söylemesi...

Luis Tosar denen 1971 doğumlu bu İspanyol, genel ölçülere göre hiç de yakışıklı kabûl edilmiyor, fazla ince dudakları, gür ve şekilsiz kaşları, yanağındaki beni ve kelleşmiş alnıyla klasik ''yakışıklı aktör'' kalıbına sığdırılabilecek bir adam değil belki, evet. Lâkin; bilhassa hasta/hasarlı karakter rollerinde yarattığı harikalara ve kucakladığı ödüllere bakılırsa, önemli olan da bu değil. Yetenek dediğimiz şeye  ''Allah vergisi'' denmesi ve bu sebepten herkeste olmaması, Tosar'ın her rolünde altı daha da kalın çizilen mühim bir hatırlatma adetâ... Ayrıca; kendisi filmlerinde arada tamamen çıplak görünmeyi de kafasına takmayan, özgüveni yüksek bir kardeşimizdir, yakışıklılık falan çok umurunda değildir yani:)  Zaten hayranıydım, dün gece daha da katlandı ona olan hayranlığım, bir kez daha  helâl OLsun!..

Favori filmlerimden biri olan ''Los Lunes Al Sol/Güneşli Pazartesiler''de, gene favori İspanyol adamlarımdan Javier Bardem'le karşışıklı, çatır çatır bir oyunculuk sergilemiş şahıstır öte yandan. Bu film de sizi kollarınızdan tutup sarsar, sallar, kendinize getirir, aklınızda OLsun...

Aynı zamanda bir müzisyen de olan Tosar, hasta ruhlu, oturmamış, zayıf karakterli adam rollerini ete-kemiğe büründürmekte nasıl bu kadar başarılı olabiliyor? Kendisi de bir psikopat ya da bozuk karakterli olduğundan değil elbette, adam muazzam bir gözlemci. Erkek cinsinin olası tüm zaaflarını, karanlık, gölgeli, bulanık taraflarını çok ustaca gözlemliyor ve rollerine yansıtıyor. Öyle ki; izlediğinizin bir film ve karşınızdakinin bir film karakteri olduğunu unutup, Tosar'dan (yani aslında canlandırdığı karakterden) tiksiniyor, ondan itina ile nefret ediyorsunuz, ölsün değil, ''gebersin'' istiyorsunuz çoğu kez, adam algınızda bu sahiciliği yaratıyor! ''Gözlerimi de Al''daki berbat koca Antonio karakterinde  izleyende acıma hissi uyandıran taraflar vardı belki, evet ama bu şiddetli kişilik bozukluğunun ve oluşturduğu trajik sonuçların önüne asla geçmiyordu. ''Ölüm Uykusu''ndaki Cesar ise, kesinlikle çok irkiltici, biraz içe dönük olmakla beraber kendi halinde ve normal biri gibi görünen bir apartman görevlisinin aslında ne korkunç bir ''örtülü psikopat'' olduğunu gösteriyor size ve müthiş rahatsız oluyorsunuz. Çünkü bunun gerçek hayatta da mümkün olabileceğini, hâttâ etrafınızda varolan ve genel değerlemelere göre ''normal'' diyebileceğiniz pekçok kişide bu hasarlı ve daha da kötüsü ''saklı'' karakterin varolabileceğini düşündürerek sırtınızı ürpertiyor...

Bu gibi ''örtülü kimlikler''e kolay kolay suç atfettirilmez, adı üzerinde, ''örtülü''dürler çünkü. Dışarıdan baktığınızda zararsız, çekingen, kendi halinde, iddiasız ve sıradan tiplerdir. Ama; insan zihninin karanlık dehlizleri vardır mâlûm, oralara öyle herkes bodoslama dalamaz. ''Kişilik bozukluğu''nu dışarıdan hemen anlayabilmek bu nedenle çok zordur, zaman ve gözlem, yani deneyimleme gerektirir. ''Örtülü psikopatlık'' ise dışarıdan keşfi neredeyse hiç mümkün olmayan bir durumdur. Ancak bu gibi kişilerle yakın ilişkide olduğunuzda, yaşadığınız kimi tatsız deneyimlerden yakalayabilirsiniz ipin ucunu, o da belki, her zaman değil, sağ kalma şansınız olursa tabii. Çünkü çok basit, sıradan bir tartışmanın sonu cinayete kadar gidebilir, ağır şiddet görebilir, sakat kalabilir ve hâttâ itilip-kakılırken kazara (!) başınızı bir yere çarpıp ölebilirsiniz, o zaman karakter tahlilinin de bir anlamı kalmayacaktır zaten! Kaldı ki; bu tip kişilik bozukluklarında genellikle muazzam bir yalan söyleyebilme, aslında olmayanı olmuş gibi kurgulayabilme becerisi vardır, bu da dışarıdan farkedilmeyi adamakıllı zorlaştırır. Asla ihtimâl vermeyeceğiniz kişiler olmaları biraz da bundandır. Bırakın filmde olduğu gibi polisi, en yakınlarını bile rahatlıkla uyutabilirler, örneği çoktur (yâhû, çok sessiz-sakin bir adamdı, nasıl böyle birşey yaptı hiç aklım almıyor valla, böyle şeyler yapacak adam değildi ki, görünürde bir sorunu da yoktu vs.vs...) Ben ve benimle aynı konularda çalışan hocalarım, karşılaştığımız vakalarda bunu sezersek eğer, derhal kenara çekiliriz zira o bizim alanımızı aşar. ''Şiddetli Kişilik Bozukluğu'' bizim spiritüel yöntem ve çalışmalarımızla halledilebilecek birşey değildir, kökü çok derindedir. Tekâmül plânlarında bu durumu deneyimlemeyi seçmiş olanlar, zaten yardım tekliflerine ya karşı saldırganlıkla (''sen kendine bak önce, asıl hasta sensin, tedavîymiş, terapiymiş, hah!'' vb. gibi) , ya da alayla, aşağılayarak, küçümseyerek cevap verir, kimseyi dikkate almaz, üstelik kendisine ''deli, çatlak, manyak vs.'' denmiş olduğunu varsayarak yardım etmeye çabalayanları düşman gibi görürler. Oysa, çok bilinen bir gerçektir, bırakın psikopatlığı, şiddetli kişilik bozukluğunu bir tarafa, alkolizm tedavîsi dahî ''Ben falanca-filanca, bir alkoliğim...'' kabûl cümlesiyle başlar. Durumunu kabûl etmeyen hiçkimseyi tedavî edebilmek mümkün değildir ve bu çok kesin bir kuraldır, pekçok hastalık türü için de aynen geçerlidir... Bu nedenle; bizler böyle vakalarla karşılaştığımızda evvelâ kendi aramızda bir istişâre yapar, en fazla nereye kadar gidebileceğimizi değerlendiririz. Genellikle de sorun bizi aşacağı için derinleşmemeyi seçeriz. Bir psikiatriste gidilmesini ve gerekiyorsa medikal tedavîden de destek alınmasını tavsiye edip yoldan çekiliriz yani, bizim yardım edemeyeceğimiz durumlar vardır çünkü, gerisi elbette kişinin kendi bileceği iştir, farkında OLabilirse ve düzelmek isterse elbette. Yoksa? Geçmiş OLsun...

Gelelim Cesar'a; hedef aldığı mutlu ve hayatı yolunda insanları (çünkü her iki şey de onun hayatında yok, o tipik bir loser, her anlamda) mahvetmek, varolan dengelerini bozmak ve kendisiyle eşitlemek için akıl almaz yöntemler kullanıyor, dehşete düşüyorsunuz! Normal gündelik hayatta, yalnızca apartman görevlisi olarak basit iletişimler kurabildiği genç bir kadını, dairelerin bütün anahtarları görevi gereği elinde olduğu için her gece dairesine girip, o eve gelmeden yatağının altına saklanıp, kadın evine gelip nihayet yatıp uyuyunca da sessizce oradan çıkıp kloroformlu mendille bayıltarak... Yoo, yoo, mesele hemen aklınıza gelen gibi değil, sonlara doğru o da var, üstelik genç kadının sevgilisi de yanındayken ama, onun sorunu cinsel temelli değil, mutluluğa dayanamıyor bu adam ve bu yüzden korkunç bir ''mutluluk hırsızı'' diyebileceğimiz  Cesar (asla para ya da başka birşey çalmıyor, maddiyatla hiç işi yok zaten) sandığınızdan/sanabileceğinizden çok daha ürkütücü şeyler yapıyor. Yavaş yavaş, şeytanî plânlarla ve çok dikkatle ilerliyor. Üstelik her sabah, işe gitmek üzere evden çıkan genç kadına asansör kapısını gülümseyerek açıp, ''bugün nasılsınız?'' diye sormayı da ihmâl etmeden. Kadının hiçbir şeyden haberi yok ve zaten şüpheleneceği en son kişi de bu kendi halinde, sessiz, saygılı, biraz çekingen apartman görevlisi Cesar. Ama tabii, onun da hata yapacağı bir yer var ve yapıyor da, gayet başarılı hedef saptırma taktiklerine rağmen, onun da toslayacağı bir duvar bulunuyor elbette.  Zaten film ondan sonra çok farklı bir ivme kazanıyor. Fazlasını anlatarak tadını kaçırmak istemem doğrusu, haksızlık olur bu çok başarılı filme...

Film bittiğinde, final jeneriği akarken ayağa kalkıp çok sevdiğim İspanyol sinemasını ve filme emek veren herkesi alkışladım, bilhassa Luis Tosar denen o olağanüstü herifi  tabii! İspanya'nın içinde debelendiği ekonomik krizi atlatmasını ve dünya sinemasına bunun gibi daha çok eser armağan etmesini de diledim öte yandan. Orijinal dilinde, altyazılı olarak izlediğimi söylememe gerek var mı, hiçbir başarılı dublaja kurban etmem filmin orijinal dilini, hele İspanyolcaysa hiç. 18 yaşının altındakiler şimdilik ertelesin izlemeyi, fazla pornografik öge içermiyor film ama, ciddî şiddet unsuru ve gerilim var, ergenlerin atlatması o kadar kolay olmayabilir. Filmde, kötü şeyler yaptığından şüphelenerek Cesar'a bir müddet şantaj yapan çokbilmiş ergen Ursula bile kolay kolay atlatamadığına ve sonunda gördüğü, duyduğu herşeyi ansızın unutup hafızasından sildiğine göre?:) Yetişkinlere ise tavsiye ederim, onlar atlamayıp izlesin bence. Ve hiç düşündünüz mü; acaba siz yatağınıza uzanıp uyuduktan sonra neler olabilir, en fazla ne olabilir yani? Siz derin uykudayken, gündelik hayatta hiç de dikkatinizi çekmeyen biri, tanıdığınız ama suçu-günahı asla konduramayacağınız, masumiyet perdesi ardına saklanmış biri hayatınızın akışını korkunç bir şekilde değiştiriyor olabilir mi, meselâ yani? Siz evde yokken anahtarıyla evinize girip şahsî eşyanızı kullanan, özelinizi kurcalayan, hayatınızın tüm detaylarını bilen ve sonra herşeyi eski haline getirerek çıkıp giden, hiçbir şey olmamış gibi elini-kolunu sallayarak ortalıkta dolaşan, bütün bunlardan haberi olmayan size gülümseyip selâm veren, asla şüphelenmeyeceğiniz, sizi kloroformla olmasa da, kendisine duyduğunuz güvenle uyutan  biri? :) Düşünmesi bile çok rahatsız edici, değil mi? OLsun, siz gene de düşünün ve etrafınıza alıcı gözle bakın bakalım, belli mi olur a canım, kimbilir, belki...
(Fransızca ama, film hakkında fikir sahibi olmak ve bilhassa fragmanını izlemek  için şuraya bakabilirsiniz...)

Hiç yorum yok: