31 Aralık 2011 Cumartesi

İlk fotoğraf geldi:)

Bu defa Brezilya'ya yolladığımız olay yeri inceleme ekibimiz ilk görüntüleri geçti. Bu dev İsa heykeli Rio de Janeiro'nun simgesidir mâlûm, daha detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir. Gülsün ve Halûk da, Rio'yu ziyaret eden pekçok turistin yaptığı gibi  Corcovado Dağı'na tırmanıp bu devasa heykeli oldukça yakından fotoğraflamışlar. Hayli etkileyici bir fotoğraf, sisler içinden yükselen Kurtarıcı İsa, yani orijinal adı ile ''Cristo Retendor'' ve ayaklarının dibinde de dünyanın farklı taraflarından kalkıp gelmiş onlarca insan... Ekibimize teşekkür ediyor ve bizden dört saat kadar sonra karşılayacakları yeniyılın tüm hayırlı niyetlerini gerçekleştirmesini diliyoruz:) Bu vesile ile, herkese iyi seneler OLsun elbette, 2012'de de hayatın içinden herşeyle gene bu sayfada birlikte OLmak ve BİRliği paylaşmak dileği ile...

28 Aralık 2011 Çarşamba

Bir yıl sonra yeniden...

Dile kolay; tam 32 yıl... TRT tarihinin en uzun süre devam etmiş, artık efsane olmuş programlarından biri olan ''Müzik Bahçesinden'' bu akşam son kez seslendi dinleyicisine.TRT'nin başarılı program yapımcılarından sevgili Tülay İlter Sunar'ın 32 yıl boyunca kesintisiz hazırladığı bu program,TRT İzmir Radyosu canlı yayın stüdyosunda bu akşam gerçekleştirilen bir canlı yayınla dinleyicisine veda etti. Yayın hayatı boyunca farklı zamanlarda ''Müzik Bahçesinden'' programına seslerini veren TRT'nin tecrübeli spikerleri bu veda yayını için biraraya geldi, aralarında artık emekli olmuş olanlar da vardı...


Bu programın benim için bambaşka bir anlamı daha vardı;TRT Radyo 3'te yayınlanan ''Müzik Bahçesinden''programını ilkgençlik yıllarımda dinlemeye başlamış ve o zamanların pek çok genç insanı gibi müdavimi olmuştum. Aradan yıllar geçti, ben TRT spikerlik sınavlarına girip kazandım ve profesyonel meslek  hayatım başladı. Bir zamanlar hayranlıkla dinlediğim bu programı sunmak bana da nasip oldu. Bu çok özel ve güzel bir duyguydu:) Buradan hareketle; ''Müzik Bahçesinden''in final yayınına katılma çağrısı geldiğinde elbette biraz hüzünle ama öte yandan çok da sevinerek, hemen kabûl ettim. Yapımcısı, bir anlamda annesi olan sevgili Tülay İlter Sunar'ın da bizzat katıldığı bu son program hepimiz için unutulmaz nitelikteydi, çok hoş anılar paylaştık, eskilerden güzel müzikler çaldık, unutulmaz arşiv kayıtlarını yayınladık ve yıllarca bu programa emek vermiş kişiler olarak sevgiyle bitirdik''Müzik Bahçesinden''i... Müteşekkirim, gönülden kutluyorum, henüz gencecik, çiçeği burnunda yayıncılarken başladığımız bu serüveni, orta yaşlarını geride bırakmış, artık hemen hepsi yakın gözlüğü kullanan, meslekî anlamda ''ustalık'' mertebesine erişmiş, yılları devirmiş yayıncılar olarak başarıyla tamamlamak öyle herkese nasip olmasa gerektir. Allah sağlık verdikçe daha nice programlara diyor, bu programda emeği olan bütün yayıncı arkadaşlarım kadar sadık dinleyicilerine de içtenlikle teşekkür ediyorum...


Demiştim bundan tam da bir yıl evvel.  TRT Radyo 3'ün unutulmaz programı ''Müzik Bahçesinden''in yapımcısı sevgili Tülay İlter Sunar bu sabah aradı, sohbet ettik, geçen yıl bugün yayın hayatına veda eden  programı ve yeni çalışmaları konuştuk.  Sevgili Tülay Abla ''senin o yazı hakikaten çok anlamlı ve güzeldi'' deyince geçen yıl bugün ''Final'' başlığı ile yayınladığım bu yazıyı  yeniden  yayınlama kararı aldım. Şimdi hep birlikte, bundan tam bir yıl evveline dönelim ve ''Müzik Bahçesinden'' programının veda yayınını tekrar hatırlayalım. Emek verenlere ve dinleyenlere de bu vesile ile bir kez daha şükranlarımızı sunalım...

video

26 Aralık 2011 Pazartesi

Bu defa...

Olay yeri inceleme ekibimizden sevgili Gülsün ve Halûk Demiralp bu defa rotalarını bu çok ünlü dünya kentine doğru belirlediler ve bu sabah yola çıktılar:) Yeniyıla burada girecek olan ekibimize hayırlı yolculuklar ve harika bir seyahat diliyor, biriktirdiklerini bizlerle paylaşmak üzere, inşallah bir hafta sonra yurda dönmelerini heyecanla bekliyoruz... Karnavallar kenti Rio'dan izlenimler ve kimbilir daha da neler neler, pek yakında, bu sayfadaaaaaa:)

Şimdi...

Şimdi tam da vaktidir kendimizi akışa teslim ederek ve tam bir güvenle OLmasını arzu ettiklerimize odaklanmanın... Artık eskitmiş olduğumuz yılda her ne olduysa oldu, şimdi önümüzde yenisi var, onu şekillendirme zamanıdır.

Genel olarak vaziyet bu; kendi enerjimizi diğer enerjilerle birleştirerek sinerji oluşturma, kendimizin ve bütünün en yüksek hayrı için niyetleri belirleme, sipariş listesini oluşturma ve bunu yaparken hedefleri gayet net koyma hali yani... Parçası olduğumuz evren kaos ve karmaşıklığa bunu aynen yansıtarak cevap verir çünkü, bilen bilir. Seçin, belirleyin, net olun, durmadan fikir değiştirmeksizin, nihaî karar ve istikrarla verin siparişlerinizi, paketlenip kurdelesi bağlandıktan sonra tekrar açılmaz o artık, ona göre:) E o zaman? Fazla vakit kalmadı gibi, haydi bakalım, kolay gele... Şimdi'nin gücünü kullanmak size kalmış birşeydir, değil mi ki  herşey herkesin niyetine göre? :)

19 Aralık 2011 Pazartesi

Konuk...

Asıl mesleği eczacılık ve fizyoterapistlik, bitkisel ilaç ve tedavî üsûlleri ile ilgili olarak ''fitoterapi'' eğitimi de almış ayrıca, uzun yıllar hastanede çalışmış. ''30'lu yaşlarıma kadar ben de uyanamamıştım, şimdi bu yaşta böyle göründüğüme bakmayın, ben de benzerlerine çok rastladığınız o göbekli, hareketsiz ve mutsuz  genç adamlardan biriydim vaktiyle'' diyor gülümseyerek. Değerli Vedat Akar şimdi  66 yaşında, olur da kendisi ile bir medikal yoga çalışmasına katılırsanız eğer, bedeninin hiçbir noktasında gram fazla yağ bulunmayan bu Ege insanının gayet rahat ve esnek şekilde yapabildiği yoga hareketlerine şaşırmayın ve siz neredeyse onun yarı yaşlarında olmanıza rağmen bunları yapamadığınız için kendinizi suçlamayın diye söylüyorum bunu:) Onun bu yaşam tarzı çocukluğundan gelen birşey değil yani, orta yaşlar sınırında düşmüş kafasına tuğla ama geç kaldığını düşünmemiş hiç. Hindistan'dan gelen bazı yaşam ustaları ile karşılaşması ve onlardan aldığı bilgileri daha da derinleştirmek üzere çalışmaya koyulması ile değişmiş hayatının yönü, ritmi, herşeyi... ''Tek derdim insanları medikal yoga öğretisi ile tanıştırmak, bu yolu onlara öğretmek ve hayatlarının kalitesini avuç avuç ilacın, zorlu tedavî süreçlerinin değil, bizzat kendilerinin yükseltmesini sağlamak'' diyor, Vedat Hoca burada bizim de üzerinde ısrarla durduğumuz kavramın altını çiziyor yani: ''Sadece bedensel iyileşme olmaz, olamaz. Zihnin iştirâk edip desteklemediği hiçbir tedavî biçimi insanı tam sağlığa ulaştıramaz. Sağlık bütünsel bir olgudur, hastalıklar çıkıp gelmeden hayat biçiminizi değiştirirseniz ne ilaçlara, ne doktorlara, ne ameliyatlara, ne de şifacılara hiç ihtiyacınız olmaz. Kilo problemleri yaşamaz, bedeninizle barışınızı giderek  kaybetmek sûreti ile  ortalığı saran bin türlü sahte ve gûya çözümden, zayıflama-şişmanlama haplarından, saçma-sapan diyetlerden, şundan-bundan medet ummazsınız! Bunun yolu basittir, size doğru olarak öğretilen ve hâttâ dayatılan beslenme, düşünme ve hareket alışkanlıklarını kökten değiştirmek. Doğuşta varolan ama giderek bozulan doğal yaradılış dengesi ile yeniden aynı frekansa gelmek, öze dönmek yani. Üstelik bu ezberbozma diğer tedavî biçimlerinden çok daha zahmetsiz ve ekonomiktir. İstemeniz, öğrenmeniz ve uygulamanız yeter...''

Bilhassa beslenme üzerinde ısrarla durmasına hiç şaşmadım elbette, günümüz insanının yaşadığı ciddî sağlık sorunlarının ardında aslında bu var. Kötü beslen, kötü düşün, endişe, kaygı, korku, öfke ve mutsuzluk içinde yaşamayı zaten garanti etmiş durumdasın, gerisi de çorap söküğü gibi gelecektir tabii, sonra şikayet neden? Bunu sen yaratıyorsun zaten. Bu kadar basit. Değerli Vedat Akar'la ''Yaşam Vadisi''nde gerçekleştirdiğimiz kısacık bir çalışmanın bilgisi dahî bizim daha evvel farkında olmadan beslediğimiz sağlık sorunlarını halletmeye yetti. Şimdi kendi ellerimizle, kendi karnımıza masaj yapıyoruz meselâ, şişkinlik, gaz, kabızlık, ishal, hazımsızlık, karın ağrısı vs. sorunlar kendiliğinden çekilip gidiyor hayatımızdan. Öğrendiğimiz ve uyguladığımız bazı temel hareketler sayesinde omurlarımızın arası olması gereken doğal açıklığa kavuştukça, sırt, bel, boyun, kol, bacak, ayak ağrılarımız giderek azalıyor. Doğru nefes almaya devam ettikçe içorganlarımıza da güçlü bir masaj yapıyor olduğumuzu artık biliyor ve o şekilde nefes alıyoruz. Sadece hücrelerimize değil, zihnimize de bol oksijen lâzım elbette, en büyük çöplük orada çünkü, onu temizlemek kesinlikle şart. Kaplumbağa duruşu, köpek duruşu, kobra duruşu... Bunlar uyduruk şeyler değil ki, 7000 yıllık çok eski öğretiler zaten. İlhamını tamamen doğadan/doğadaki varlıklardan alan ve etkisi binlerce yıldır görülen, gözlenen bilgiler. Modern hayatın saçma dayatmaları bize bunları unutturmaya programlı, olabilir, ancak bu dayatmaları koşulsuz kabûl etme zorundalığımız hiç yok. Alışkanlıklarımızı değiştirmeye gönüllü olmamız ve kendimizi bilgiye açmamız kâfî. Başka hiçbirşeye ihtiyacımız yok...

''Bildiklerimi, biriktirdiklerimi insanlara öğretebilecek fırsat ve zaman diliyorum'' diyerek tamamlıyor sözlerini Vedat Akar, ''başka birşey önem taşımıyor benim için, daha fazla insan gelsin, öğrensin ve öğrendiklerini hayatına geçirsin, bu bilgiler sadece benim değil, evrenin, herkesin...'' Bütünüyle katılıyoruz onun bu dileklerine, aylara bölerek, zamana yayarak, ince eleyip sık dokuyarak geliştirdiği eğitim programına katılıp, sertifikalı ''medikal yoga+masaj'' uygulayıcısı olma niyetimizle, şükranla uğurluyoruz kendisini yayın stüdyomuzdan. Yolu açık, dilekleri gerçek OLsun, uzun yıllardır üzerinde çalışıp emek verdiği bilgi ve pratikler değerini bilecek olanlarla buluşsun:) 

13 Aralık 2011 Salı

Öyle böyle değil:)

Çakma plastik kış domatesi değil, Antakya'dan ev yapımı domates+biber salçası karışımı, bol kuru soğan, doğranmış değil dişleri hafifçe patlatılmış sarmısak, Kazdağları'ndan toplanmış defne yaprağı, biberiye, tane karabiber, hindistancevizinin ufak versiyonunun rendesi, deniz tuzu, Hindistan'dan yıldız anason, biraz kimyon, mutfakta ele geçen iki ufak mandalinanın suyu, geriye kalan mandalinaların şerit soyulmuş kabuğu,  Küçükkuyu'dan halis zeytinyağı, çeşme suyu değil iyi su ve... Bunların tamamı için sonsuz şükür, sevgi, aşk eklenir  geceden suya, uykuya yatırılmış bildiğiniz kurufasulyenin üzerine, şifa/afiyet niyetiyle gülümseyerek kapatılır düdüklü tencerenin kapağı:) Beş dakika sonra fısırdamaya başlar mor kulaklı güzel tencere, mutfaktan eve yayılan o sihirli koku içe çekile çekile... Eli kulağındadır, ''ben piştim'' der birazdan, bir eve değil, kaç eve yeter, yetişir bereketi, bolluğu, lezzeti:) Yemek dediğin öyle iş olsun diye değil, aşkla, tutkuyla, farklılığa cesaretle, neticeden korkmadan, güle-oynaya pişirilmeli. E daha ne OLsun? Şükürler OLsun, afiyet OLsun demeli... :)

O kadar...

İşte bütün mesele, ve o kadar...

Yaşasın :)


2011 senesinin sonunda gelen en harika haberlerden biri bu, yaşasınnnn! :) HAYTAP'daki sevgili yol arkadaşlarımı bir kez daha kutlama vesilesi, bir nevî yeniyıl hediyesi:) Yolları daima açık OLsun. Heyecanla bekliyoruz sitenin faaliyete geçmesini, haydi bakalım bol alış-verişler, daha nice güzel işler:)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Yaşam...


Burnumuzun dibinde böyle bir yer olduğunu yeni keşfettik, ''Yaşam Vadisi'' Bornova'yı geride bıraktıktan sonra  Kemalpaşa istikametinde, orman içinde harika bir yer. Kurulacağı yer Hindistan'dan gelen üstadlar eşliğinde, güneşe, rüzgâra, hava akımlarına,  zemin eğimine göre hesaplanmış, mekân ahşap ağırlıklı olarak, gayet sade bir üslûpla tasarlanmış.   
Gözü, ruhu yoracak ayrıntılar yok. Hava tertemiz, dumandan, isten, kurumdan uzak. Mutfak kısmında daima aşık olduğumuz döküm kuzineyle karşılaşmak ve etrafına doluşup ellerimizi ısıtmak çok keyifliydi:) Doğadan toplanmış şifalı otlarla demlenen çayı yudumlarken Yaşam Vadisi'nin kurucusu Sn.Vedat Akar'la sohbet etmek ve engin tecrübesinden faydalanmak da öyle elbette...



Doğanın göbeğinde olup da, hayvan dostları bu tablonun dışında bırakmak (ki; örneklerine rastlamışlığımız çoktur!) Vedat Bey'e göre değil, ne iyi ki değil:) Mekânın kedileri, köpekleri var. Özgür ve mutlu, bu hoş ortamda kış güneşinin tadını çıkarıyorlar. Meyve ağaçlarının dallarına üşüşüp meyve didikleyen rengârenk kuş kardeşleri de unutmayalım tabii. Burada herşey olabildiğince doğal, herşey öyle yalın, sade, kendisi ve olduğu gibi...



Sevgili Gülsün ve Halûk; senelerdir titizlikle uyguladıkları sağlıklı yaşam pratiklerine yenilerini ekleme peşindeler. Meditasyon, Birlik Bilinci, yoga derken; şimdi ''medikal yoga&ayurveda'' konusunda derinleşiyorlar. Geçen sene bu sıralar yollarını Hindistan'a düşürmüş olan olay yeri inceleme ekibimiz, bu sene bizlere gene müthiş bir sürpriz yapmaya hazırlanıyorlar:) Gene çoook uzaklara gidecekler ve oradan bize kimbilir ne fotoğraflar, ne bilgiler, ne ilginç deneyimler getirecekler:) Şimdilik bu kadar ipucu vermekle yetinelim ve devamını bekleyelim bakalım...



Yıllarını bu işe vermiş, çok tecrübeli bir eğitmenle medikal yogayı deneyimlediğinizde; daha evvel yapmış olduklarınızın aslında ne kadar az, eksik, yetersiz olduğunu farkediyorsunuz desem?.. Bedenlerimizi farketmeden taşıdığımızı, içorganlarımızı ağrımadıkları sürece unuttuğumuzu, nefesimizi öylesine alıp-verdiğimizi yani. Gündelik hayat curcunasına dalıp, kendi mevcudiyetimizi bir kenara attığımızı, beden+ruh bütünlüğünden uzaklaştığımızı, zihnimizde düşünce çöplükleri oluştururken, midemizi de hiç düşünmeden ağzımıza tıktığımız yiyeceklerle ayrı bir çöplüğe dönüştürdüğümüzü? Bu döngünün sonunda, kaçınılmaz olarak bazı hastalıklar çıkıp geldiğinde de kendi kendimizin doktoru olabileceğimizi hiç düşünmeden, hemen tıbbî ilaçlara, uzun ve zahmetli tedavî yöntemlerine ya da sonucu değiştirmeyen bazı zorlu operasyonlara sığındığımızı? Oysa ''sağlık'' dediğimiz o kavram ne sadece bedene, ne de sadece ruha endeksli, günümüz insanı genellikle berbat bir beslenme programı içinde yaşarken, spor salonlarını doldurup saatlerce ter dökerek sağlıklı ve fit olabileceğine inanıyor ya! Zihinsel arınma bedensel arınmaya eşlik etmedikçe fazla yol katedilemeyeceği apaçık ortada hâlbûki. Sağlıklı bir yaşam için bunların tamamı elele yürümek zorunda, çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değil, sadece ruh da olmadığına göre? Buyrun; gerisini buradan, Sn.Vedat Akar'ın geliştirdiği alternatif yaşam programından öğrenin...


''Ben çok hareketli yaşıyorum zaten, bütün gün hiç oturmuyorum ki ayol, hep hareket halindeyim, hem öyle fazla kilolu falan da değilim!..'' demenin aslında  nasıl bir kendini kandırma olduğunu, oturduğunuz yerden kalkmak için off-puff diye çaba harcarken anlıyorsunuz. Evet, fazla kilolu değilsiniz belki ama, olması gereken doğal esneklikte de hiç değilsiniz. Beliniz ayrı, sırtınızla boynunuz ayrı alarm veriyor! Yoga yapmayı şak diye amuda kalkmak ya da tuhaf şekillerde kıvrılıp bükülmek olarak görenler varsa, ''medikal yoga''yı deneyimlemelerini özellikle tavsiye edeceğim. Ve bu mühim konuya daha sonra tekrar dönmek üzere, herkese gönlünce bir hafta dileyeceğim efendim:) Daima sağlıkla...


MERAKLISI İÇİN: ''Yaşam Vadisi''nin kurucusu, medikal yoga eğitmeni, eczacı ve fizyoterapist Sn.Vedat Akar önümüzdeki Pazar gecesi, saat 23.15'de başlayacak TRT Radyo- 1/Gecenin İçinden programının konuğu olacak. Konunun meraklılarına şimdiden duyurmakta fayda var. Bir de kendisinden dinleyin bakalım...  

7 Aralık 2011 Çarşamba

OLur...

Yüzde ısrar etme, doksan da olur.
İnsan dediğinde noksan da olur.
Sakın büyüklenme, elde neler var,
Bir ben varım deme, yoksan da olur...



Mevlâna Haftası kutlu OLsun. Işığı ile hâlâ alemi aydınlatan o bilge ruha 2011 senesinin sonundan ve bir kez daha gönülden selâm OLsun... 

2 Aralık 2011 Cuma

Çok farklı...








William Shakespeare'ın çok tanıdık oyunu ''Romeo ile Juliet''in imkânsız bir aşkın hazin hikâyesi olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Birbirine düşman iki ailenin çocukları olan Romeo ve Juliet aşka düşünce ortalık fena karışır, aileler birbirine girer, neticede her iki aşık da ölür ve ancak öyle kavuşabilirler, olay Verona'da geçer falan... Ancak; İzmir Devlet Tiyatrosu'nda bu sezon Malcolm Keith Kay tarafından sahneye konan ''Romeo ile Juliet'' izleyeni irkiltecek kadar farklı, hakikaten çok farklı...


Değerli dostum Gürol Tonbul'un da önemli rollerinden birini üstlendiği bu oyunu nihayet izlemeye gidebildik. Daha evvel ''Gecenin İçinden'' programında başrol oyuncuları ile röportaj yapmıştım ve karşıma hayli farklı bir yorum çıkacağını biliyordum ama, gene de izlemek bambaşka tabii. Malcolm Keith Kay tamamen farklı bir dekor, kostüm ve reji ile yorumlamış bu Shakespeare klasiğini, baştan sona ciddî bir aksiyon içinde buluyorsunuz kendinizi. Meselâ; Juliet'in aşığı ile konuştuğu o meşhur çiçekli balkon bu oyunda çelik bir kafes olarak çıkıyor karşınıza, orasından burasından kalın zincirler sarkıyor. Savaş Çevirel'in tasarladığı dekor sürekli inip kalkan geniş platformlardan oluşmuş, ses, ışık ve başka görsel efektler ile desteklenmiş, oldukça etkileyici buldum. Düello ve kavga sahnelerini izleyince, sevgili Gürol'un sürekli konuk olduğu hemen her Gecenin İçinden'e neden ufak tefek yaralarla geldiğini daha iyi anladım! Hakiki kılıçlarla alenen birbirlerine giriyorlar çünkü. Oyunun metni elbette aynı ama yönetmenin yorumlayış biçimi oyunun klasik kalıbını çatır çatır yıkmış, geçmiş denebilir. 


Üzüldüğüm tek nokta; bu kadar emek ve masrafla hazırlanmış olan bu modern dekorun sahnenin darlığı nedeni ile zorlanıyor olması idi, ayrıca oyunun görsel etkisine çok şey katan dumanlar gene salon ve sahne küçüklüğü sebebi ile zaman zaman seyirciyi öksürtüyor, göz yaşartıyordu. Derinliği çok daha fazla bir sahnede, şöyle geniş geniş oynanması gereken bir oyun bu. Ancak İzmir'de buna imkân verecek bir sahne ne yazık ki halen yok. Bunu sevgili Gürol Tonbul ile de hep konuşuruz zaten. Funda Çebi Bozdoğan'ın kostüm tasarımlarını sevdim, yönetmenin farklı yorumuna yakışmış. Bazı oyuncuların sesleri zayıf kalıyor ve replikler gürültülü efektte boğuluyordu. Bunun dışında herşey yolunda idi. Mercutio rolünün üstesinden başarı ile gelen sevgili Gürol'u oyun sonrası kuliste tebrik etmek ise ayrı bir keyif oldu bizim için:) Oyun bir süre daha Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi'nde devam edecek, imkânınız olur ve çok farklı bir Romeo ile Juliet izlemek isterseniz gidin derim. Emin olun, televizyonda sizlere kakalanan o birbirinin karbon kopyası, pekçok aptal diziden daha çok şey katacaktır kültürünüze. Bu oyuna emek veren herkese ve bütün popüler kültür dayatmalarına karşı halen ayakta olan Devlet Tiyatroları'na teşekkür ile...