24 Kasım 2010 Çarşamba

Tencerede neler var?..

Efendiiiim; araya önce bayram, sonra bir hafta kadar süren soğuk algınlığı falan girdi, yazı bu ve buna benzer sebepler yüzünden habire ertelendi. Yazılma sırası bekleyen çok konu vardı, bu arada birikenler de benim tencereye eklendi. Dolmalık biber şeklindeki bu tencereyi Madrid-Pinto'da, bir sürü tuhaf ve ucuz zımbırtıyı bir arada satan bir Uzakdoğulunun dükkânında görmüş ve derhal sevmiştim. Zaten sadece bir adet kalmıştı, o da rafların birinde tozlanmış, birinin onu farketmesini bekliyordu. Satıcı fiyatını da bu yüzden hatırlayamadıydı, ''ver işte beş-altı, euro, al git bacım'' durumu yaşanmıştı, ben de alıp gelmiştim. Sevimli dış görünüşü haricinde bir halta yaramazmış meğer, içindeki kaplama hemen sıyrıldı, orası-burası paslandı falan ama bunlar benim tencereyi sevmeme manî değildi elbette, şekilde görüldüğü gibi halen birlikteyiz:)

Ben ona ''konu tenceresi'' diyorum ve aklıma gelenleri ufak kağıtlara not edip içine atıyorum. Olaylar, konular bir müddet birikiyor böyle, geceden suya konmuş kurufasulye gibi bekletiyorum onları. Sırası geleni tencereden çıkarıp değerlendirmeye alıyorum. Ancak bu defa tencere biraz fazla doldu, çeşitli sebeplerle bir miktar  ihmâl mevzubahis oldu. Sürü-sepet film izlendi meselâ, ''New York'ta Beş Minare'' bunlardan sadece biriydi, yazılacak. İzmir'de hayata geçmesi hayli yakın olan, muhteşem bir alternatif yaşam projesi var ''35.Sokak'' diye, beni öyle kuşatan, kucaklayan bir proje ki bu, o da yazılacak ve bana kalırsa ''35.Sokak'' seçilmiş ve tasarlanmış yaşam biçimine dair ne kadar ezber mevcutsa hepsini bozacak. Sonra fıkra gibi, şaka gibi, bütünüyle birebir yaşanmış bir kahvaltı hikâyesi var tenceremde, embesilliği telefonla sipariş alamamadan tescilli bir unlu mamûller dükkânı çalışanının hepi-topu 11 liralık kahvaltı bedelini kredi kartımdan 11.073.90 lira olarak, aslında varolmayan küsûratı ile beraber çekme başarısının bankaların güvenlik servislerini ayağa kaldırması ki, elbette ballandıra ballandıra, çeke uzata, keyifle anlatacağım! Kayıtlara geçmiş en pahalı simit-peynir-çay üçlemesinin hikâyesi eminim herkesi güldürecek ve en basit görünen işi bile adam gibi, dikkatle, saygıyla yapmanın önemi üzerine  düşündürecek:) Bir kolonya üzerine de yazacağım, ıhlamur kokan, bildik kolonya fikirlerini ustalıkla değiştiren bir kolonya üzerine...

Daha başka şeyler de var tabii, sırasını bekliyor hepsi. O sebepten; bir girizgâh olsun bu, toparlayayım, ayıklayayım, sıralayayım ve öyle oturup yazayım istiyorum. Velhasıl tenceremin kapağını açıp şöyle bir  içine baktım, şimdilik kaydı ile  tekrar kapatıyorum:)

8 yorum:

Profösör dedi ki...

Güzel bir buluş.

Handan Demiralp dedi ki...

:)

Cheetos dedi ki...

bekliyoruz heyecanla, özellikle kredi kartı mevzuunu çok merak ettim :))

Handan Demiralp dedi ki...

Bu hikâye hakikaten fıkralara konu olabilecek birşey Cheetos'cuğum, gerçi tam içindeyken gülebilmek pek o kadar kolay olmuyor ama olsun. Burada mühim olan her bireyin yapmakla sorumlu olduğu, yaparak ekmek parası kazandığı işi (bu iş her ne olursa olsun) olması gerektiği gibi, dikkatle, özenle ve önemseyerek yapması, işin niteliği gereği bilmesi icap eden şeyleri ''bilmiyordum'' bahanesi ile önemsiz, değersiz göstermeye çalışmaması, kimsenin mağduriyetine sebep olmamak için dikkat göstermesi ve sanırım en önemlisi de öncelikle yaptığı işi sevmesi. Paylaşacağım. Sevgilerimle...

Pirate/Korsan dedi ki...

İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun bir oyunu var bu durumla ilgili Kredi Kartı - Vak' aaa! şeklinde :) Merakla bekliyorum ve geçmiş olsun diyorum elbette.

Profösör dedi ki...

Sayfanızdan boş dönmemek için bu postu bırakıyorum size bir paket içinde;

Dün akşam eve dönüyordum. İki genç çingene kadın bir çöp konteynerinin yanında kaldırım taşına oturmuşlar konuşuyorlardı. Sanırım çöp çuvalı taşımaktan yorulmuşlar, aynı zamanda da dinleniyorlardı. Onlara hiç düşünmeden yaklaşıp marketten aldığım muzlardan iki tane kopartıp kendilerine uzattım. önce tereddüt edereök yüzüme baktılar. Sonra da "Aaabiii" dediler. "Birer tane daha verebilir misin?" dediler. "İkimizin de evde birer çocuğumuz var. Onlara sürpriz yapabilir miyiz" diyerek gülümsediler. (Hayattan kesitler)

Hasan dedi ki...

Handan hanım öncelikle çok güzel ve çok şirin bir tencereniz var, tencereye ''konu tenceresi'' demeniz çok hoşuma gitti, çok güzel bir yöntem, tencenin dolduğunu yazmışsınız, bende sabırsızlıkla o tenceredeki konuıların bir an önce sizin tarafınızdan yazıya dökülmesini bekliyorum, yorumu yazdığım saat itibariyle TRT FM'de İmbat programıyla yayındasınız, iyi yayınlar, kolaylıklar diliyorum, sevgi ve selamlarımla..

Handan Demiralp dedi ki...

Değerli Profösör, hayattan kesitleri paylaştığınız için teşekkür ederim. Aslında oturup hikâye tasarlamaya lüzûm yok, gündelik hayatlarımız içinde ne çok hikâye saklı, değil mi? Sevgiler...

Hasan Bey kardeşim, size de teşekkür ederim. Sağolun. Sırayla yazacağım inşallah. Selâmlar...