14 Şubat 2014 Cuma

Çarklar-2/ Bel altı seviyesi...


Yoga eğitmenliği eğitimimizin bir bölümünde değerli hocamız Zeynep Aksoy bize bir video izletti ve daha sonra üzerinde tartıştık. Tarihçi, mitolog ve araştırmacı Joseph Campbell'ın bir konferansıydı bu ve ekranda bizlere farklı dünya mitolojilerinde çakraları anlatan bu yaşlı adam artık bu dünya boyutunda değildi. İnternette Campbell'ın birçok videosu var ama, Türkçe altyazılı olanını bulabilir misiniz, bilemiyorum? Biz de İngilizce olarak izledik konferansı...

Joseph Campbell, uzakdoğu, Hindistan, antik Mısır, Avrupa ve Amerika tarihi üzerinden örnekler göstererek farklı inanç sistemleri içinde çok benzer şekilde ifade edilen çakraları anlatıyordu. Zira; bedenin ana direği omurga üzerinde, yedi ayrı noktada yerleşmiş bulunan bu enerji merkezleri insanın ruh, beden ve zihin dengesi+sağlığı açısından çok önemliydi. En alttaki kök çakra ile başlayan bu enerji merkezleri, cinsel organların hemen üst kısmındaki kasık bölgesinde bulunan ikinci çakra ve göbek deliğinin az üzerinde yer alan üçüncü çakra ile devam eder. Ve burada asıl ilginç olan noktayı işaret ediyor Campbell, halen dünya üzerinde yaşamakta olan insanların çok büyük bir bölümü bu üç çakra seviyesindeki enerjilerle hayatını sürdürüyor ve omurga içinden sarmal şekilde yükselmesi gereken "kundalini enerjisi" göbek deliği üzerinde yer alan üçüncü çakradan yukarı çıkamıyor, bu üç çakra arasında tıkanıp kalan enerjiyle yaşıyor ve ölüyor çoğu insan. Dördüncü çakra olan "kalp çakrası" seviyesine çıkabilenler ancak "uyananlar" oluyor, "aydınlananlar" demiyor bakınız. Alttan başlayarak göbek deliği üzerine kadar gelen kundalini enerjisi çoğu kişide daha yukarı seviyelere ulaşamıyor. Campbell buna "hayvani bilinç seviyesi" diyor. Yani doğadaki çoğu hayvan türü de bu bilinç seviyesi içinde hayat döngüsünü devam ettirip tamamlıyor...

Yani nedir bu; daha ziyade "içgüdüsel" eğilimlerde yaşamak, "benmerkezci" olmak, dünyevi kavramlara sımsıkı tutunmak, egonun egemenliği ve korkunun krallığı. Bu seviyede yaşayan insan, kurallarla şekillenmiş bir dine ihtiyaç duyuyor. Yaratıcısı ile olan bağlantıyı tek başına kurabilmekten aciz olduğunu varsayıyor. Varolan din sistemleri de genellikle bunu işaret ediyor zaten, bir peygambere, bir kutsal kitaba ve kurallarla düzenlenmiş bir dine ihtiyacın var, tapınakların, ibadet şekillerin, ritüellerin olmalı, yoksa inançlı sayılamazsın. "Bütün popüler din anlayışlarını incelediğinizde, dualarda aynı temel yapıyı görürsünüz" diyor Campbell, "bolluk-bereket-zenginlik ve buna endeksli başarı, kendisi ve yakınları için sağlık gibi birey odaklı, kişisel talepler..." Bu üç çakra seviyesinden üste çıkamayan insan, şehvet, korku, sosyal kimlik ve görevler kapanına kısılmış şekilde yaşıyor, bolluk dendiğinde bunu para ve zenginlik olarak algılıyor, başarıyı da gene paraya endeksliyor. Ev, araba, eşya, mal varlığı peşinde hayat tüketiyor. Cinsel enerjisini doğru yönlendirme gibi bir derdi yok, şehevi hislerinin peşinde kolayca savrulabiliyor. Yani çoğu insan ilahi bir armağan olan cinselliği olması gereken şekilde değil, hayvani seviyede, hakiki bir ruhsal ve bedensel tatminden çok uzak bir "çiftleşme" olarak yaşıyor. Sekse düşkünlük, yemeğe ve dünyevi zevklere düşkünlükle doğru orantılı. Yiyeyim, içeyim, çiftleşeyim, bol para kazanayım, ev, araba, eşya, altın alayım, üreyeyim, soyum sürsün, gerisi mühim değil yani... Bu üç çakra seviyesinde ölüm korkusu da çok fazla, egolar iyice köklenmiş durumda, salıvermek, bırakmak, akışa güvenmek diye bir şeyden bahsedilemez bile, tüm ilişkiler, hayata dair her şey garanti altında olmalı, sigortalanmalı, halbuki bütün bunların altında muazzam bir "kıçını kollama" içgüdüsü yatıyor. "Kendini ve sana ait olanları koru, sağlama al, gerisini ziktir et, sana ne gerisinden?" mantığı bu ve işte zaten Campbell de buna "hayvani bilinç seviyesi" diyor...

Uluslararası yoga eğitmenliği yolunu birlikte yürüdüğümüz kardeşimin eşi sevgili Gülsün'le bu konuyu konuştuğumuzda çok güzel bir yaklaşımla özetledi konuyu, "yani belden aşağı denen olay aslında bu, bel seviyesinin üzerine çıkamayan bilinç seviyesi insanı hayvanlarla aynı döngü içinde tutuyor..." diyerek, kendisine bu vesile ile bir defa daha teşekkür ederim, çok doğru bir niteleme çünkü. O bel altı seviyesinden yükselip kalp çakrasına ulaşamayan insan, bir illüzyona, bir rüyaya tutunuyor, tüm gerçekliği dünya hayatından ibaret, tensel hazlar peşinde koşması, bir türlü doymak bilmeyen ruhunu orantısız seks ve yemekle tatmin etmeye çalışması, sigara, alkol, uyuşturucu gibi zevkli bağımlılıkların esiri olması bundan. Ve tabii çok mutsuz olması da gene bundan...



Sanskritçe "anahata" dediğimiz kalp çakrası boyutuna ulaşılamadığı müddetçe gerçek bir spiritüelliğin yaşanabilmesi de mümkün değil. Son derece gelip geçici bir illüzyon olan dünya deneyimine kendini kaptırmış şekilde ve "güya" yaşıyorsun. Ölümden, elindekileri kaybetmekten ödün kopuyor, halbuki sahip olduğunu sandıklarının tamamının senden alınacağını ve neticede kendinin de yok olacağını gayet iyi biliyorsun.  Birey odaklı yaşıyorsun, evrensellik bilinci senden çoook uzak, istediğin bütün iyi, güzel, değerli ve anlamlı şeyler sadece kendin ve sana yakın olanlar için, gerisi bok yesin yani! :) 

Akşam Karma Yoga'da harika bir "chi-gong" çalışması yaptık, bunun verdiği tatlı bir yorgunluk ve uyku ihtiyacı var şu an. Devamını başka bir yazıya bırakmak arzusundayım. Siz şimdilik bu "bel altı"  bilinç seviyesi üzerinde düşüne durun bakalım. Çakralarınız hep açık OLsun diyerek çekiliyorum huzurdan, şimdilik kaydı ile elbette ;)



4 yorum:

Adsız dedi ki...

yazının sonunda;kısacık bir özet yapsanız??inanın benim gibilere çok faydalı olacak.

Handan Demiralp dedi ki...

1-) Siz kimsiniz?
2-) "Benim gibiler..." derken kaydettiğiniz nedir? Sizi tanımıyor olduğuma göre bu ifadenizden ne anlamalıyım? Sonuna kadar okuduğunuzda yazının başını mı unutuyorsunuz, ya da nedir? Bunu belirtebilirseniz anlamam kolaylaşacak tam olarak ne istediğinizi...

Adsız dedi ki...

adsıza,aynen katılıyorum.siz,bizim ne demek istediğimizi anladınız))sağlıkla,sevgiyle kalınız.

Handan Demiralp dedi ki...

En ufak bir şey anlamadım ama,doğrusu çok da umurumda değil bu:) Adsızlar arası dayanışmayı kutlarım, alenen devam edin bence... Anlamaya çalışmak beyhude:)