21 Ağustos 2010 Cumartesi

Veda...

Ona bu vedayı çok göremem, yabancım ya da can düşmanım falan değil ki, ne de olsa birkaç sene benimle birlikte, bedenimde kaldı. Hâttâ; aslında onu ben bizzat kendi varlığımdan varettim, belki başta ufacık bir kristal zerresiydi, ben onu yavaş yavaş büyüttüm, ince ince işledim, dört milimetre boyutuna gelip küçük bir struvit taşı olana kadar paşa paşa beraber yaşadık işte. Artık ayrılık zamanının geldiğini birkaç gün önce başlayan tuhaf bir sancıyla haber verdi bana, başlangıçta pek de ciddîye aldığımı söyleyemem. Ama ertesi günün akşamında kendimi en yakın hastanenin acil servisinde bulunca sevgili böbrek taşımın bu konuda gayet kararlı olduğunu anladım! Ardarda uygulanan ağrı kesici ampullerin tesiriyle ona toparlanacak biraz daha zaman verildi tarafımdan, hâttâ Perşembe gecesi upuzuuuuun bir yayını da son defa paylaştık. Gerçi yayının sonlarına doğru kendisi biraz sapıttı, sabırsızlığı arttı ama ''bana bak, ..k yeme, otur yerinde bir yarım saat daha, adamın asabını zıplatma!'' şeklinde kalayı yediğinde ''eh, hadi bakalım, az daha duralım madem'' dercesine huzursuz kıpırdanmasına bir müddet ara verdi. Birlikte eve döndük, ben biraz daha oyalanma, kendimce uzatmaları oynama niyetindeydim ama bu defa yemedi, zira benim güzel struvit kristalim için artık ayrılık zamanı gelmişti...

Uzun lâfın kısası efendim; dün akşam saat 19.00 sularında, mesanemin en alt kısmına kadar kararlı yolculuğunu sürdürmüş ve bu müddet içerisinde bana mecazî anlamda birkaç çocuk doğurtmuş olan sevgili böbrek taşımla yollarımız tamamen ayrıldı! Fotoğraftaki ortadan ikiye ayrılmış halidir, yoksa çekilen ultrason ve filmlerde böyle iki parça falan değil, gayet yekpâreydi. Düşmesi için özel hiçbirşey yapılmadı, sadece bol su içtim, bazı ağrı kesiciler kullandım ve normal aktiviteme devam ettim. Kahveyi biraz azalttığımı, onun yerine bol limonlu şekersiz çaya dadandığımı söyleyebilirim. Ağrının iyice arttığı zamanlarda sürekli nefes egzersizleri yaptım, tepem çok attığında da küfrü bastım, hepsi o kadar. Ağrı sebebiyle ağlayıp sızlamayı hiç sevmem, bu tür durumların yüzde biri sayılabilecek ağrılar karşısında derhal ''ayy, ölüyorum galiba!'' havalarına giren nanemollalardan biri değilimdir, yaşadığım türlü hastalıklar neticesi başkalarını yere serecek şartlara da epey şerbetliyimdir. Bu defa da durum değişmedi, tıbben yapılması gerekenler yapıldı, elbette ağrı olacaktı, oldu, her ayrılıkta bir miktar acı vardır elbette, yaşandı, geçti, bitti...

Spiritüel anlamda katılaşmış duygu ve düşüncelerimin, lüzûmsuz kırgınlık, kızgınlık ve acılanmalarımın, affedemediğim şeylerin  neticesi olan böbrek taşım artık bedenimde değil. Fiziksel  olarak vücudumuzun son süzgeçleri olan böbrekler, geleneksel Çin tıbbı ve spiritüel pratiklerde de çok önemli organlar, ying-yang dengesi içinde beyni ve bütün metabolizmayı yönettiklerine inanılıyor ve bir tür manevî elek olarak niteleniyor. Manevîyatımızda barınmaması icap eden kimi şeyler atılamayıp muhafaza edildikçe böbreklerde katılaşıp taşlaşıyor, giderek zarar veren, can acıtan kimi fiziksel oluşumlara sebebiyet veriyor. Dolayısıyla; atılması, bırakılması, tutulmaması gerekenleri yüce sistem bize bazen de böyle anlatıyor, öğretiyor. Bu özel ders ve deneyim için böbrek taşıma teşekkür ediyor ve onu hayatımdan şükranla uğurluyorum. Sol böbreğim mi daha konforluydu, yoksa artık içinde bulunduğu siyah mücevher kutusu mu, tabii orasını bilemiyorum. Ama ne olursa olsun, yolu açık olsun, bu veda ikimizin de hayrına olsun diyorum. Meraka hacet yoktur efendim, şimdi çok şükür gayet iyi olduğumu kamuoyuna duyuruyorum. Bu vesileyle, dostlardan gelen bütün değerli geçmiş olsun dileklerine, şifa niyetlerine de gönülden teşekkür ediyorum:)

7 yorum:

Pirate/Korsan dedi ki...

Canım dostum çok geçmiş olsun. Açıkcası fotoğraftaki böbrek taşına şöyle bir gülümsedim dudak ucumla. Çünkü Handy için hastalık sayılamaz kendisi. Bundan kaç kat daha zorunu yere serdi kendisi. Bu ancak olsa olsa sizin dediğiniz gibi "Spiritüel anlamda katılaşmış duygu ve düşüncelerimin, lüzûmsuz kırgınlık, kızgınlık ve acılanmalarımın, affedemediğim şeylerin neticesidir. Dolayısı ile vücuttan atılıp hafiflenmiştir. Çok geçmiş olsun derken öptük yanaklardan ve kedi çocukların burnunun ucundan.

Handan Demiralp dedi ki...

Hafifledim hakikaten Hakan'cığım; arada böyle temizlikler lâzım insana be canım:)Çok teşekkür ediyorum, hepimizden o tarafa bizler dolusu sevgiyle, daima...

Hasan dedi ki...

Ablacım merhaba, çok büyük geçmiş olsun, rahatladığınıza çok sevindim, şuan GECE FREKANSI programında yayındasınız, sesinizden iyi olduğunuz anlaşılıyor, ben Allah'dan acil şifalar diliyor, tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum, sevgi ve selamlarımla...

Nur dedi ki...

Bence de yolu açık olsun taşınızın, bol geçmişler olsun:)

Handan Demiralp dedi ki...

Değerli Hasan Bey, değerli Nur Hanım; geçmiş olsun dilekleriniz için çok teşekkür ederim, sağolun. Herşeyde saklı olan hayrın farkında olarak her zaman ışığa doğru ilerleyebilmek temennîsi ile, selâm ve sevgimle...

Lale Kuyucu Azak dedi ki...

Çok geçmiş olsun Handan'cım. Bu arada, nasıl bir kedi annesiysen, böbrek taşın bile kedilerde en sık rastlanan 2 taştan biri. Garibim tüylü çocuklar da çok çekiyor bunlardan. Hadi güle güle gitsin bu taşçık ( Bu arada, maneviyattaki katılaşmalar ve böbrek taşları arasındaki bağlantı bana bir "hımm" dedirtti; sağolasın.)
Sevgilerimizle..

Handan Demiralp dedi ki...

Tuhaf bir şekilde öyle oldu Lâle'ciğim, evet. Oralet'in çektiği acılara haddinden fazla bir empati ile mi yaklaştım acaba diye düşünmedim değil yani. Neyse ki geride kaldı artık, bu hakiki bir şükür vesilesi. Ve tabii bu sıkıntıyı çeken tüm canlara da acil şifa dilemek lâzım, zorlu bir süreç, hangi canlı türü için olursa olsun öyle. Çok teşekkür ediyor ve sevgimle kucaklıyorum. Görüşmek dileği ile...