25 Temmuz 2010 Pazar

Ne kitapsız, ne kedisiz...

Başlık sevgili Bilge Karasu'nun bir kitabının adıdır aslında, bilenler bilir. “Varlığına alıştığım bir nesneden kopmak güç gelebilir. Yaşam, pek çok şeyden kopmasını öğrenmektir de.” cümlesiyle okurun zihnine yerleşmiştir. Bizim evdeki hayat da tıpkı Karasu'nun felsefesindeki  gibidir, bu evde ne kitapsız, ne de kedisiz olunabilir... Şu aralar ilaçsız/kimyasal desteksiz tedavi şekillerine kafayı takmış olduğumuzdan okunan kitaplar, uygulanan yöntemler ve fikir alış-verişinde bulunulan kişiler de genellikle bu minvaldedir. Bu kitapların birinden seçilmiş şu cümle sadece bu Pazar'ın değil, tüm hayatın anafikri olabilir: ''Hiçkimsenin kirli ayaklarıyla aklımdan geçmesine izin vermeyeceğim...'' İfade Gandi'ye aittir, etrafımızda dolaşıp hayat enerjimizi emen, motivasyonumuzu düşüren, kendi kalıplarını ve kurallar sistemini dayatarak kişisel özgürlük alanlarımızı daraltan enerji vampirlerine dairdir. Ve her türlü ''iyileşme''nin asıl sırrı da burada gizlidir, kâinatta varolan herşey ''enerji''den ibaret olduğuna göre, bireyin zihinsel ve bedensel sağlığı da iyi enerjiye endekslidir. Bu enerjinin kalitesini düşüren, ritmini bozan, frekansını değiştiren her kim ve ne varsa bunlar ayıklanmalı, temizlenmelidir ki; iyi enerji varlığa akabilsin, her türlü hastalığa sebep olan tıkanıklıklar giderilebilsin ve bu sayede  tam bir ''iyileşme'' gerçekleşebilsin. Şu aralar zihnim Acmos ve benzer yöntemlerle tedaviye odaklı, araştırıyorum, öğreniyorum, deniyorum ve bu gibi ilaçlara alternatif  iyileşme çalışmalarını seviyorum...

Saf ruhlar sıcaklara yenildi, İzmir'in delirtici sıcağı bizim Yağmur oğlanı da böyle tuşa getirdi! Koridorda sürekli hava akımı olduğundan evdeki canlar genellikle koridora boylu boyunca serili. Bu sıcaklarla başedebilmek için, varlıklarında gizli bulunan temel bilgileri kullanıyorlar, metabolizma hızlarını yavaşlatıyor, daha az yemek yeyip, daha çok su içiyorlar. Hareketleri de yavaşlıyor ve daha fazla uyuyorlar. Onların terleme mekanizmaları da bizden farklı tabii, netice itibarı ile değişken koşullara derhal ve bir şekilde uyum sağlayacak biçimde davranıyorlar. Tabiat ile uyum frekansından, bir başka deyişle ''bütün''den çoktan kopmuş olan insan ise böyle durumlarda ne yapacağını şaşırıyor, klimalar vasıtası ile soğutulmuş ama niteliği bozulmuş, kalitesiz havayı soluyarak, kas ağrılarıyla, ödemlerle, nefes problemleriyle boğuşarak oflayıp pufluyor, nereye gitse oraya sığamıyor! ''Bazıları mutluluğun peşinde koşar, diğerleri ise yaratır'' diye anonim bir söz vardır, kâinatla uyum frekansından sapmamış, o muhteşem ''bütün''ün vazgeçilmez bir ''parça''sı olduğunu henüz unutmamış canlı türleri bana bu sözü hatırlatıyor. Bu sebepten; dünyada yalnızca insan her durumda şikayet ediyor ve hiçbirşeyle yetinemiyor. Yazın kışı, kışın yazı özlüyor, durmadan devinen ve değişen enerjilerle uyumlanamıyor, bir türlü ikna/tatmin olamıyor. Akışa uymak, direnç mekanizmalarını durdurmak işte bu sebepten önem kazanıyor. Zira kuantum felsefe ile ilgilenenler gayet iyi bilirler ki; dirençle karşılaşan herşey zayıflamak, güçsüzleşmek yerine daha da kuvvetleniyor, sağlamlaşıyor, yerleşiyor. Kitaplar da, kediler de iyi enerjiyi besliyor, bilgiyi ve varoluş bilincini destekliyor. Bu yüzden ''ne kitapsız, ne kedisiz''iz efendim, her ikisi de tarafımızdan hararetle tavsiye ediliyor...

4 yorum:

Nur dedi ki...

İyi pazarlar Handan Hanım,

Hani şu enerji vampirleri var diyorsunuz ya yazınızda, ben şunu çok merak ediyorum ve bu sorunun cevabını tam bilemiyorum. Peki, kendi ailemiz içinde hatta aynı evde yaşadıüğımız bu çok olumsuz duygu ve düşüncelerdeki insanlarla nasıl başedeceğiz? Ya kabul etmek ya da bırakmak mı olacak çözüm?

Bunun dışında insanın yetinmemesiyle ilgili paylaşmak istediğim bir şey var: Bu sabahki Trt fm yayınında telefon konuğu bir sanatçımız karavan tatilini anlatırken şuna bağladı sohbetini: Hayvanlar yemek yiyor ve doyuyorlar ancak insanlar yedikçe doymuyorlar, hep istiyorlar:)Şimdi yazınızı okuyunca bu aktardığım şey aklıma geldi de paylaşmak istedim:) Sevgilerimle.

Handan Demiralp dedi ki...

Başetme yolları var sevgili Nur Hanım; bunlardan biri direkt söylemek meselâ, ''sen şu an bu yapmakta olduğun şeyle ya da bu tarz davranarak benim enerjimi düşürüyorsun ve ben bundan hoşnut değilim, devamını istemiyorum'' şeklinde net ve kararlı bir ifade kullanmak ve o ortamdan uzaklaşmak. Enerji vampirlerinin acındırma, sürekli şikayet, saldırganlık, sızlanma, kendi yanlışlarını karşısındakine reflekte etme, vicdan sömürme gibi duygusal terör yöntemleri vardır genellikle, bu numaraları yemediğinizi vampirlerinize farkettirdiğinizde duraksayacaklardır, ezberleri bozulacaktır çünkü. ''Aman kırmayayım, üzmeyeyim, idare edeyim vs.'' gibi kimi zarif insanî pratikler vampirleri daha da besler, giderek daha fazla dalarlar enerji alanınıza. Müsaade etmemek gerek. Aile bireyleri için daha zor olabilir ama arkadaşlar, sokaktakiler vb. insanlardan uzak durmayı seçerek çok açık bir tavır da sergilenebilir. Giderek daha azaltılan bir iletişim karşıdaki kişiyi düşünmeye sevk eder. Bu konu ile ilgili güzel kitaplar var, ''Kuzu Postundaki Kurt'' gibi, daha evvel yazmıştım. Düşünsel iyileşme için biraz bencillik şart, siz iyi olmazsanız hiçbirşey iyi olamaz ki. Temel mantık bu, bunda bir şımarıklık da yok. Haklarımızın farkında olarak yaşamalıyız. Sizi sevgimle kucaklıyorum, çok teşekkür ediyorum...

Nur dedi ki...

Handan Hanım, asıl ben çok teşekkür ederim bu ayrıntılı, örneklerle dolu ve de hızlı cevabınız için. Kitaptan en kısa zamanda faydalanacağım. "Haklarımızın farkında olarak yaşamalıyız" da kolay kolay unutmayacağım bir ilke bence. Tekrar teşekkürler ilginize, paylaşımınıza. Sevgilerimle.

Nur dedi ki...

Berat kandiliniz mübarek olsun, dualarımız kabul olsun inşallah...